Sözlükte "pozitivizm" ne demek?

Olguculuk.

Pozitivizm kelimesinin ingilizcesi

n. positivism
Köken: Fransızca

Pozitivizm ne demek? (Ekonomi)

(Positivism) Fransız düşünürü Auguste Comte’un öncülük ettiği felsefe akımı. Olayların metafizik veya teorik nedenlerle değil, ancak diğer olaylarla açıklanabileceğini vurgular. Comte’a göre insan düşüncesinin geçirdiği evrelere bakıldığında, olayların önce teolojik nedenlere dayanarak daha sonra da metafizik (fizik ötesi) faktörlerle açıklanmaya çalışıldığı görülür. Nihayet son aşamada olaylar başka olaylara dayanarak açıklanmıştır. Böylece de olaylar arasındaki ilişkiler zorunlu kanunlar şeklinde ortaya konmuştur. Bununla birlikte, Comte bütün bilimlerin aynı gelişmişlik aşamasında bulunmadığını da kabul etmektedir. Bilimler geliştikçe felsefenin alanından çıkmakta ve pozitif bilim niteliğini kazanmaktadır. Toplumsal Bilimler bu gelişmeye Fiziki Bilimlerden sonra katılmışlardır.

Pozitivizm nedir? (Felsefe)

19. ve 20. yüzyıldaki burjuva felsefesinin öznel-idealist bir akımına verilen ad. Pozitivist akım, pozitif olarak verilmiş olandan (deneyim yoluyla bilinenden), pozitif (aşikar)doğrulardan hareket etmek istediği için böyle tanımlanır.

Pozitivizmin, Berkeley ve Hume’ un felsefelerine dayanan temsilcileri, «doğru»dan, «aşikar» dan ve «mevcut» tan, öncelikle, insan bilincindeki duyumları ve algıları anlarlar; öyle ki, onların görüşlerine göre, dünyanın nesnel-gerçek bir varlığı yoktur. Ancak, felsefenin temel sorunu hakkındaki bu idealist yargı, onlar tarafından çeşitli biçimler altında gizlenir ve temel sorunun kendisi bir «uydurma sorun» olarak sunulur. Pozitivizm, gelişimi boyunca eski, orta ve yeni-pozitivizm şeklinde birbirinden ayır edilebilen üç evre geçirmiştir. Eski pozitivizm, Fransız düşünürü Cornte tarafından kurulmuştu. Cornte, «pozitif» ten (aşikar’ dan) yola çıkmayı önermiş ve dış-görünüş altındaki öz’ ün ne olduğu sorusunu «yararsız» görerek bir yana bırakmıştı. Eski-pozitivizmin diğer temsilcileri arasında, İngiliz düşünürlerinden J. S. Mili ve Spencer sayılabilir. Orta pozitivizm, 19. yüzyılın sonlarından Birinci Dünya Savaşı’ na kadar olan süre içinde ampiriokritisizm - baş temsilcileri: E. Mach, R.Avenarius, H. Kleinpeter, Th. Ziehen - ve içkinlik felsefesi -baştemsilcileri: W. Schuppe, //.Cornclius- şeklinde gelişti.

Ampiriokritisizmin temel tezine göre, nesnel gerçek, bilinçten bağımsız ve bilincin dışında var olmayıp, tersine, «evren öğeleri» veya «gignomenler» ya da «yaşam zincirlemeleri» dedikleri duyum karmaşalarından oluşmaktadır. Ancak, söz konusu tez, bu görüşün öznel idealist karakterini gizleme çabasından başka bir şey değildir. Ampiriokritisizm, Alman ve Rus işçi hareketi içinde, Marksçılık ile gerici felsefeyi bağdaştırmak isteyen felsefi revizyonizmin temsilcileri arasında taraftar bulmuştu. Maddecilik ve Ampiriokritisizm» adlı eserinde Lenin, bu türden girişimlere karşı tavır almış ve pozitivizmin tümü hakkında kesin yargıya götürücü, esaslı bir ampiriokritisizm eleştirisi yapmıştır.

Pozitivizmin son evresi ya da yeni-pozitivizm, 20. yüzyılın yirmilerinde ve otuzlarında ortaya çıkmış ve doğa bilimlerindeki teorik çalışmalar üzerinde, -özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde- günümüzde de hala sürmekte olan bir etki yaratmıştı. Yeni-pozitivizmin çıkış noktası. M. Schlick çevresinde oluşan ve başta R. Carnap olmak üzere O. Neurath’ ı,

II. Feigl’ ı vb. kapsayan «Viyana halkası» dır. Benzer bir halka da, Berlin’ de H. Reichenhach çevresinde oluşmuştur. Yeni-pozitivistler, teorik görüşlerinde genellikle Hume’ dan yola çıkmışlar, felsefenin bir bilim, bir teori olmayıp, tersine, amacı bilimsel önermeleri «açıklığa kavuşturmak» olan bir faaliyet olduğu tezini ilk kez ileri süren L. Wittgenstein’ in fikirlerinden de önemli ölçüde etkilenmişlerdir. Bu tezden hareket eden yeni-pozitivistler, felsefenin kendisine özgü bir konusu bulunmadığı, onun sadece dilin mantıksal analizini yapmakla görevli olduğu görüşüne varmışlardır. Bunlar, ampirizmi tutarlı bir şekilde uygulayarak modern mantıkla birleştirmek istemişler ve bu yüzden de, görüşlerini «mantıksal ampirizm» olarak tanımlamışlardır. Ancak bir yandan ampirizmi, öznel-idealist tavırla ele almalarına ve onu, uzunca bir tartışma sonunda, ampirik temellere dayanarak bilimlerin alanına bırakmalarına rağmen, bir yandan da, mantığın ve matematiğin a-priorik ve tamamen totolojik karakterli olduğunu ileri sürdükleri için, bu birleştirme tasarısı suya düşmüştü. Fakat pozitivizm, yalnızca bilimlerin sorunlarına eğilmiş değildir.

Temel fikirleriyle, bilimleri kanıt gösterip, güya onlara dayanarak, diyalektik ve tarihsel maddecilik’ e karşı, yani bilimsel temellere dayalı devrimci bir toplumsal harekete karşı açıkça cephe aldığı için, kapitalizmdeki yaygın bunalımın keskinleşme döneminde, genel olarak burjuva ideolojisinin teorik temelleri üzerinde, özel olarak da burjuva politikası ve toplumsal bilimleri üzerinde giderek artan bir etki yapmaktadır. Pozitivizmin bu temel fikirleri, emperyalist ideolojinin, -felsefi antropolojiden başlayıp, toplumbilim üzerinden, «sanayi toplumu» gibi anti-komünist teorilere, sistemler arası «yakınlaşma» ya, modern revizyonizmden tutun da sosyal-demokrasiye dek uzanan— her çeşit yönelimin teorik bakımdan temellendirilmesinde geniş ölçüde etkili olmuştur.

Pozitivizm, bilgiyi, «mevcut olgu» ya ve dolayısıyla, hem kapitalist toplumun özü gizleyen- yüzeysel fenomenlerine indirgediği, hem de bilimsel teorilerin özlerini, içeriklerini ve dünya görüşüyle ilgili öncüllerini yadsıdığı için, pozitivizmin temel fikirleri, gerek tarihsel perspektiften yoksun olan burjuva toplumunun sahte bir bilimsellik görünümü altında haklı çıkarılmasına, gerekse toplumsal süreçlerin ve sistemlerin somut tarihsel karakterinin örtbas edilmesine son derece elverişlidir. Böylece pozitivizm, bir yandan bilimsel bilgilerin kötüye kullanılması yoluyla emperyalist sistemin güvence altına alınmasına yaptığı hizmetle, öbür yandan da, Marksçı-Leninci dünya görüşüne ve sosyalizme karşı yürüttüğü savaşla, emperyalist burjuvazinin ideolojik bir silahı haline gelmiştir.